İçeriğe geç

Özgecilik nedir Freud ?

Özgecilik Nedir? Freud’ün Perspektifi ve Antropolojik Bir İnceleme

Bazen, yaşadığımız toplumları, içinde bulunduğumuz kültürleri ve şekillendirdiğimiz kimlikleri sorgulamak, dünyaya daha geniş bir perspektiften bakmamıza olanak tanır. Toplumların, bireylerin ve toplulukların birbirleriyle kurdukları ilişkiler, yalnızca ekonomik veya politik bir zemine dayalı değildir; aynı zamanda kültürel değerlerle yoğrulmuş, tarihsel ve toplumsal bir yapıyı da içinde barındırır. Peki, bu ilişkilerde “özgecilik” dediğimiz kavramın rolü nedir? Freud’ün bu kavram hakkındaki görüşleri, Batı dünyasında yaygın olan bireyselcilik anlayışıyla nasıl kesişiyor? Bu yazıda, özgeciliği antropolojik bir bakış açısıyla keşfedecek, farklı kültürlerdeki ritüeller, semboller, akrabalık yapıları ve kimlik oluşumları üzerinden derinlemesine bir inceleme yapacağız.
Özgecilik Nedir? Tanım ve Temel Kavramlar

Özgecilik, başka insanların iyiliği için kendi çıkarlarını ve rahatını geriye planda bırakma eylemidir. Bireysel çıkarları bir kenara bırakıp, toplumun ya da başkalarının ihtiyaçlarını öne almak, özgecilik kavramının özüdür. Psikanalist Sigmund Freud, bu kavramı çoğunlukla egoizm ve narsisizm gibi kavramlarla karşılaştırmış ve insan doğasının temel güdülerinin başkalarının iyiliğini düşünmektense, kendi çıkarlarını gözetme eğiliminde olduğunu öne sürmüştür. Ancak, insan doğası ve kültür arasındaki ilişkiyi araştıran antropolojik bir bakış açısı, özgeciliğin her toplumda farklı şekillerde tezahür ettiğini ve bazen bireysel çıkarları öne çıkarmaktan çok, toplumsal yapılarla şekillendiğini gösteriyor.
Freud’un Özgecilik Anlayışı ve Bireyselcilik

Freud’a göre, insan doğası, bireysel çıkarlar peşinde koşan bir yapıya sahiptir. Psikanaliz kuramına göre, insanın içsel dürtüleri, özellikle cinsel ve ölüm dürtüsü (id), toplumun normlarıyla sürekli bir çatışma içindedir. Freud, toplumsal yaşamın, bireylerin bu içsel dürtülerini baskı altına alma ve düzenleme işlevi gördüğünü belirtir. Yani, bireysel arzuların törpülenmesi, sosyal yapıların korunmasına hizmet eder.

Ancak, kültürel bağlamda baktığımızda, özgecilik tam da bu tür bireysel baskıların dışavurumu olarak ortaya çıkabilir. Freud’un savunduğu bireyselci bakış açısına karşı, birçok kültür, özellikle kolektivist toplumlar, bireyin çıkarlarının toplumsal iyilik için feda edilmesi gerektiğini savunur. Bu toplumlarda özgecilik, toplumun varlığını sürdürme adına bir zorunluluk haline gelir.
Antropolojik Bir Perspektiften Özgecilik: Kültürel Görelilik

Özgecilik, kültürlerin farklı yapıları ve değer sistemleriyle şekillenir. Batı dünyasında, bireyselcilik ve kendi çıkarlarını ön planda tutan yaklaşımlar yaygınken, birçok geleneksel toplumda özgecilik ve toplumsal yardımlaşma, bireyden daha çok toplumun gerekliliklerine dayanır. Bu durum, kültürel görelilik anlayışıyla açıklanabilir; yani, her kültür, ahlaki değerleri ve normları kendi tarihsel, toplumsal ve çevresel koşullarına göre şekillendirir.
Kolektivist Kültürlerde Özgecilik

Kolektivist toplumlar, bireyin mutluluğunu ve çıkarlarını toplumsal fayda için ikinci plana atar. Bu kültürlerde özgecilik, sadece bir erdem değil, aynı zamanda toplumsal düzenin devamı için bir zorunluluktur. Akrabalık ilişkileri, komşuluk bağları, toplumsal dayanışma bu toplumlarda oldukça güçlüdür.

Örneğin, Asya’daki birçok kültürde, özellikle Japonya’da, bireylerin ailelerine ya da topluluklarına olan bağlılıkları, özgecilik anlayışını destekler. Japon kültüründe “wa” (uyum) kavramı, toplumsal huzurun sağlanmasında önemli bir yer tutar. Bu uyumu korumak için bireylerin, topluluğun çıkarları için kişisel arzularını göz ardı etmeleri beklenir. Bireysel özgürlük ve özgecilik arasındaki bu denge, Japonya’daki toplumsal yapının temel taşlarından biridir.
Afrika’daki Akrabalık ve Yardımlaşma

Afrika toplumlarında da özgecilik, toplumsal bir gereklilik olarak kabul edilir. Özellikle Güney Afrika’daki Zulu ve Xhosa kabilelerinde, akrabalık yapıları, sosyal yardımlaşmanın temellerini oluşturur. Akraba bağları o kadar güçlüdür ki, bireylerin özel yaşamları ve mutlulukları bile topluluğun iyiliği için şekillenir. “Ubuntu” kavramı, Güney Afrika’da yaygın bir düşüncedir ve “başkasıyla insan olmak” anlamına gelir. Bu, insanın kendini başkalarının yaşamlarıyla ilişkilendirerek anlam bulduğu bir felsefedir. Bu tür kültürel bağlamlarda, özgecilik bir yaşam biçimi haline gelir, çünkü topluluk içindeki her birey, diğerinin hayatına değer katmaktadır.
Batı Kültürlerinde Özgecilik ve Bireyselcilik

Batı kültürlerinde ise özgecilik, daha çok bireysel bir değer olarak görülür. Özgecilik, bir kişinin içsel motivasyonları ile değil, dışsal toplum normlarıyla şekillenir. Örneğin, Amerika’daki yardımseverlik hareketleri, gönüllülük ve bağış kültürü, bireysel tercihlerin ve ahlaki sorumluluğun bir sonucudur. Ancak, bu yardımlar genellikle bireysel bir tercihe dayanır ve toplumun genel yapısını değiştirmekten çok, bireylerin sorumluluklarını yerine getirmesi olarak değerlendirilir.

Batı’daki bu yaklaşım, Freud’un bireyselci bakış açısıyla paralellik gösterir. Özgecilik, Batı toplumlarında, bireyin kendi içsel değerlerinden çok, toplumsal normlar ve kültürel baskılarla şekillenir. Örneğin, kişi başına düşen yardım miktarı ve gönüllü hizmetlerin oranları, bireysel çıkarları öne çıkaran bir kültürün yansımasıdır.
Özgecilik ve Kimlik: Kültürel Anlamlar

Kimlik, özgecilik anlayışını şekillendiren önemli bir faktördür. Kimlik oluşumu, bireylerin toplumsal rollerine ve topluluk içindeki yerlerine dayanır. Bu bağlamda, özgecilik, bireysel kimlikten daha çok toplumsal kimlikle ilişkilidir. Bir kişinin kimliği, büyük ölçüde toplumsal bağlardan ve bu bağlara duyulan sorumluluklardan beslenir.

Afrika, Asya ve Batı’daki farklı kimlik oluşumları, özgeciliğin nasıl farklı şekillerde tezahür ettiğini anlamamıza yardımcı olur. Her bir kültür, kimliklerin nasıl oluştuğuna dair farklı algılara sahiptir ve bu algılar, bireylerin toplumsal yaşamda nasıl davrandığını belirler.
Sonuç: Özgecilik ve Kültürler Arası Empati

Özgecilik, yalnızca bireysel bir erdem değil, kültürel bir gereklilik ve toplumsal yapının ayrılmaz bir parçasıdır. Freud’un bireyselci yaklaşımına karşılık, farklı kültürlerde özgecilik, bireyden çok topluluk merkezli bir anlayışla şekillenir. Kültürel görelilik çerçevesinde, özgecilik yalnızca Batı’daki bir davranış biçimi değil, dünya çapında farklı şekillerde anlam kazanan bir değerdir.

Peki, sizce özgecilik, her toplumda aynı şekilde mi anlaşılmalıdır? Kültürel farklılıklar, bu kavramın ne şekilde şekilleneceğini anlamamıza nasıl yardımcı olabilir? Toplumların farklı kimlik yapıları, bireylerin toplumsal yaşamda nasıl daha özgeci davranmalarına yol açar?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
ilbet giriş yap