Görülen Bilinen Geçmiş Zaman Kipi ve 3. Tekil Kişi Ekine Yolculuk
Günlerden bir gün, Kayseri’nin sıkıcı, ama bir o kadar da huzur veren sokaklarında yürürken gözlerim önümdeki eski taşlardan birine takıldı. O taş, zamanında sıklıkla geçtiğim bir yolun parçasıydı. Belki de o taş, bana geçmişi hatırlatmak için vardı. Kayseri’nin sessizliğinde, adeta zamanın bir anlığına durduğunu hissettim. Geçmişin yükü ağır, ama hafızada taze olan bir yer vardı, işte o yer de şuydu: Görülen bilinen geçmiş zaman kipi. Belki de herkes bu eki fark etmiyordu, ama o, dilin derinliklerinde benim için özel bir anlam taşıyordu.
İlk defa, dilin inceliklerine dair düşündüm. “Görülen bilinen geçmiş zaman” derken, aslında bir şeyin yaşanmış olduğunu değil, o anın bir şekilde başkasından duyulduğunu, gözlemlendiğini fark ettim. Bu, hiç düşündüğüm kadar basit değildi.
Kayseri’de Yalnız Bir Akşam
Havalar serindi, mevsim baharın sonlarıydı. Akşamın serinliğine karışan yalnızlıkla yürürken, kafamda o taşın üstündeki hatıralar canlandı. “Görülen bilinen geçmiş zaman” neydi? Sadece dilde bir ifade miydi? Bu soruyu yanıtlamak, sanki kalbimi açmak gibiydi. Aklımda geçen o anlar arasında, yıllardır unutamadığım bir anı vardı. Zeynep, eski arkadaşım, her şeyin olduğu gibi sona erdiği o günden önce…
Zeynep’le bir sabah kafede buluşacaktık. İkimiz de hayatın karmaşasında kaybolmuş, o sırada her şeyin bir anlamı olduğunu düşünüyorduk. Ama işte hayat, her şeyin geçici olduğunu gösterdiğinde, anlamlar da kayboldu. Zeynep, o sabah bana bir şey söylemişti: “Ben seni gördüm, ama sanki o kişi ben değildim.” Anlamsız bir şekilde bana gözleriyle bir şey anlatmak istemişti. “Görülen” diyen o kelime, kalbimdeki tüm gerilimleri açığa çıkarmıştı.
Zeynep bana bir şey görmüştü, ama ben sadece o anın içinde, o kişi olarak vardım. O günden sonra birbirimizden giderek uzaklaştık. Gerçekten de, görmüş olduğum neydi? Bir insanın hayatında sadece bir anı, sadece bir hatıra mıydı? Şimdi düşündüğümde, belki de geçmişe bakmak, yalnızca dildeki bir zaman ekine bağlı değildi. Zeynep o anın içinde, “görülen” kelimesini o kadar doğal kullanmıştı ki, bu dilsel anlama hep tutundum. O zaman neydi, 3. tekil kişi ekiyle kurulan bu küçük bağlantı?
Dilin Derinliklerinde: “Görülen Bilinen Geçmiş Zaman”
Zeynep’in gözlerindeki hüzün, geçmiş zamanla da birleşince, dilin sıklıkla unuttuğumuz incelikleri, hissettiklerimizi açığa çıkarmaya başlıyordu. Görülen bilinen geçmiş zaman kipinde, anlatıcı, bir başka kişinin gözlemleriyle duygularını anlatır. Bir anı paylaşırken de o dilsel biçim, aslında bir yabancıdan duyulan bir acıyı, bir heyecanı taşır. “Görülen” olması, aslında birinin duyduğu, birinin yaşadığı ama senin gözünden tamamen farklı bir biçim alandır. O dilsel özellik, kalbimdeki boşluğu dolduruyor gibiydi.
Bir anlamda, bu kipin farkına varmak, biraz da hayal kırıklığıydı. Zeynep’in bana hissettirdiği ama açıkça söylemediği şeylerin anlamını çözmek, geçmişte o kadar çok kaybolmama sebep olmuştu ki, sadece bir dil meselesi değilmiş meğer. Zeynep’in bana “gördüm” demesiyle anlatmak istediği, gerçekten de o anın içinde kaybolmak değil, o anın dışından, bir başka perspektiften bakmak gibiydi.
O Anı Hatırlamak
Bugün, bu yazıyı yazarken, o anı hatırladım ve düşündüm: Hikaye anlatmak ne kadar da benzer bir şey, değil mi? Bir olayın içinde kaybolduğunda, o “görülen” zamanı bir başkası anlatır. Zeynep’in o sabah bana “gördüm” dediği an, aslında hiç düşünmediğim bir şeyin farkına varmamı sağladı. Hayatın en kıymetli anları, bazen başkalarının gözlemleriyle şekillenir. Dilin inceliklerinde gizli olan duygular, bir başka gözle görülen anlarda anlam bulur. O yüzden, dildeki 3. tekil kişi eki, aslında bir bakıma her şeyin bir başka gözle algılandığını gösteriyor.
Zeynep’in kaybolan bakışları ve o “görülen” zamanı dilin içine yerleştirerek, her şeyin bir şekilde yaşandığını ama hep başka bir yerden anlatılabileceğini fark ettim. O an, hem çok kişisel hem de çok uzak gibiydi. Sanki Zeynep’in bana anlattığı dildeki küçük bir değişiklik, içimdeki tüm duyguları açığa çıkarmıştı. Ne de olsa, zamanın dildeki her hali, bir başka hikayeyi anlatıyordu.
Sonuçta, Her Şey Bir İz Bırakır
Bazen, geçmişin en derin anları, dilin en basit yapılarıyla anlatılabilir. O sabah Zeynep’in söylediklerinde kaybolan hislerim, belki de bu yüzden her zaman hafızamda kalacak. “Görülen bilinen geçmiş zaman” kipinin içinde, bir başkasının gözlerinden gördüğümüz bir geçmişin hüzünlü ve karmaşık hali var. Zeynep’in o küçük sözüyle açığa çıkan anlam, şimdi burada, her zaman, dilde bir yerlerde duruyor. Ve her şey, belki de en çok bu yüzden unutulmaz: Duyguların bir başka kişi tarafından “görülmesi,” hep bir iz bırakır.