İç sıkıntısı gelince ne yapmalı? Zihnin içindeki görünmeyen tartışma
Bazı günler hiçbir şey “yanlış” değildir aslında. Ne büyük bir problem vardır ne de dramatik bir kırılma. Ama yine de içimde tarif edemediğim bir sıkıntı dolaşır. Sanki göğsümün ortasında küçük bir taş, sürekli yer değiştirir ama asla kaybolmaz.
Konya’da yaşayan 26 yaşında biri olarak bunu sık sık yaşıyorum. Gün içinde mühendislik tarafım hesap yapar, plan kurar, sistem düşünür. Sosyal bilimlere meraklı tarafım ise insanı anlamaya çalışır, duyguların nedenini kurcalar. Bu iki taraf bazen birbirine zıt düşer.
İşte o anlarda içimden iki ayrı ses konuşur:
İçimdeki mühendis der ki:
“Bir sebep olmalı. Bir problem var ve çözülmeli.”
İçimdeki insan tarafı ise cevap verir:
“Her şey çözülmek zorunda değil. Bazen sadece hissedilir.”
Bu yazı tam da o ikilinin arasında sıkışan zihnin hikâyesi.
İç sıkıntısı gelince ne yapmalı? İlk bakış: kontrol etme isteği
İç sıkıntısı gelince ne yapmalı sorusuna verilen ilk refleks cevap genellikle “bir şey yap” olur. Zihin boşluğu sevmez. Boşluk, kontrol kaybı gibi algılanır.
Mühendislik tarafım burada devreye giriyor. Sistem arıyor, hata tespit etmeye çalışıyor:
“Uyku mu eksik? Kafein mi fazla? Sosyal medya mı yoruyor? Bir hedef eksikliği mi var?”
Bu yaklaşımın güçlü tarafı netlik üretmesidir. Çünkü insan zihni gerçekten de bir sistem gibi çalışır. Uyaranlar, tepkiler, alışkanlıklar vardır. Ve bazen iç sıkıntısı, basit bir fiziksel ya da çevresel dengesizlikten doğar.
Ama sorun şu: her iç sıkıntısı ölçülebilir bir değişkene indirgenemez.
İşte burada içimdeki insan tarafı itiraz eder:
“Her şeyi neden bir arıza gibi görüyorsun? Belki de bu bir sinyal değil, bir duygudur.”
Analitik yaklaşımın güçlü ve zayıf yönleri
Analitik yaklaşım iç sıkıntısı gelince ne yapmalı sorusuna hızlı çözümler üretir:
Uyku düzeni
Beslenme
Egzersiz
Planlama
Verimlilik
Bunlar işe yarar. Özellikle yaşam düzensizleştiğinde.
Ama zayıf yanı şudur: bazen insanı “makine gibi tamir edilecek bir şey” sanır. Oysa insan sadece çalışan bir sistem değil, aynı zamanda anlam arayan bir varlıktır.
Bir gün kendimi şunu düşünürken yakalıyorum:
“Eğer her şeyi düzeltirsem, iç sıkıntısı da gider mi?”
Cevap her zaman evet olmuyor.
Psikolojik yaklaşım: iç sıkıntısını çözmek değil, anlamak
Psikoloji tarafına geçtiğimde dil değişiyor. Artık “çözmek” değil “anlamak” kelimesi öne çıkıyor.
İç sıkıntısı gelince ne yapmalı sorusu burada farklı bir yere evriliyor:
“Bu sıkıntı bana ne anlatıyor?”
Bilişsel davranışçı yaklaşım der ki, düşünceler duyguları etkiler. Yani iç sıkıntısı çoğu zaman otomatik düşüncelerden beslenir. “Yetişemiyorum”, “geride kalıyorum”, “bir şeyleri kaçırıyorum” gibi cümleler zihinde sessizce döner.
Bir başka yaklaşım olan kabul ve kararlılık odaklı düşünce ise daha farklı konuşur:
“Bu sıkıntıyı yok etmeye çalışma. Onunla birlikte hareket etmeyi öğren.”
İçimdeki mühendis burada biraz rahatsız olur:
“Nasıl yani? Sorunu çözmeden bırakmak mı?”
İçimdeki insan tarafı ise daha sakindir:
“Her şey çözülmek zorunda değil. Bazı şeyler taşınır.”
Duyguyu bastırmak mı, yanında oturmak mı?
İç sıkıntısı gelince ne yapmalı sorusunda en kritik ayrım burada başlar.
Bastırmak:
Geçici rahatlama sağlar
Ama sıkıntı geri döner
Yanında oturmak:
İlk başta rahatsız eder
Ama zamanla duygunun yoğunluğu azalır
Kendi deneyimimde şunu fark ettim: İç sıkıntısı çoğu zaman bir mesaj taşır ama bu mesaj kelimelerle değil, ağırlık hissiyle gelir.
Bedensel yaklaşım: zihin değil, beden konuşuyor olabilir
Bazen iç sıkıntısı tamamen zihinsel gibi görünür ama aslında bedenseldir.
Uzun süre oturmak, hareketsizlik, ekran karşısında geçirilen saatler, düzensiz beslenme… Bunlar fark edilmeden birikir.
Mühendis tarafım burada daha somut düşünür:
“Eğer sistemde enerji dengesi bozulduysa, çıktı da bozulur.”
İnsan tarafım ise daha basit bir şey söyler:
“Belki de sadece kalkıp yürümek gerekiyor.”
İkisi de aynı noktaya çıkar aslında.
İç sıkıntısı gelince ne yapmalı sorusuna beden düzeyinde bazı cevaplar netleşir:
Kısa yürüyüşler
Soğuk suyla yüz yıkamak
Nefese odaklanmak
Ekrandan uzaklaşmak
Ama bunlar “kaçış” değil, yeniden dengeleme araçlarıdır.
Nefesin basit ama ihmal edilen etkisi
Nefes almak o kadar otomatik ki çoğu zaman önemini unutuyoruz.
Ama iç sıkıntısı anında nefese dikkat etmek, zihni bir noktaya sabitler. Düşünceler dağılırken beden “şimdi”ye gelir.
İçimdeki mühendis bunu şöyle yorumluyor:
“Sinir sistemi geri besleme döngüsüne giriyor.”
İçimdeki insan ise daha sade:
“Sadece biraz sakinleşiyorsun.”
Sosyal yaklaşım: yalnızlık iç sıkıntısını büyütür mü?
İç sıkıntısı gelince ne yapmalı sorusunun en az konuşulan ama en etkili cevaplarından biri sosyal bağlardır.
Çünkü insan tek başına bir sistem değildir. Diğer insanlarla sürekli etkileşim halinde bir varlıktır.
Konya’da bazen kalabalık içinde bile yalnız hissedebiliyorum. Bu garip bir çelişki gibi görünse de aslında çok tanıdık bir durum:
Yanında insanlar vardır ama zihnin içe kapanmıştır.
İçimdeki mühendis der ki:
“İletişim eksikliği veri akışını düşürüyor.”
İçimdeki insan ise şunu hisseder:
“Biriyle konuşmaya ihtiyacım var.”
Konuşmanın terapötik değil, insani tarafı
Her konuşma derin olmak zorunda değil.
Bazen sıradan bir sohbet bile iç sıkıntısını hafifletir. Çünkü zihin kendi döngüsünden çıkar.
İç sıkıntısı gelince ne yapmalı sorusunda sosyal temasın gücü burada ortaya çıkar:
Bir arkadaşla yürümek
Aileyle kısa bir sohbet
Gereksiz ama sıcak bir muhabbet
Bunlar “çözüm” değil, “bağ kurma”dır.
Günlük hayatın içinden pratik denge kurma yöntemleri
Teoriler bir yere kadar anlamlıdır ama asıl mesele gündelik hayatta ne yapıldığıdır.
İç sıkıntısı geldiğinde bazen büyük kararlar almak değil, küçük yön değiştirmeler yapmak gerekir.
Mesela:
Aynı ortamda kalmak yerine farklı bir odaya geçmek
Telefonu sessize almak
Kısa bir yürüyüşe çıkmak
Düşünceleri yazıya dökmek
Hiçbir şey yapmadan 10 dakika oturmak
İçimdeki mühendis buna “mikro müdahale” diyor.
İçimdeki insan ise “kendine alan açmak” diyor.
İkisi de aynı şeyi işaret ediyor: sıkışmış döngüyü kırmak.
Umarız “İç sıkıntısı gelince ne yapmalı” hakkındaki bu rehber işinize yaramıştır. Blogcum ailesiyle kalmaya devam edin!
İç sıkıntısı gelince ne yapmalı? İki sesin uzlaşması
Sitemizden Önerilen: İslam ile bilim arasındaki ilişki nedir ?
Zamanla şunu fark ettim: iç sıkıntısı tek bir nedene indirgenemiyor. Bazen fiziksel, bazen zihinsel, bazen tamamen varoluşsal.
Ve en önemlisi: hepsi aynı anda olabilir.
Mühendis tarafım netlik isterken, insan tarafım belirsizliği kabul etmeyi öğreniyor.
Belki de en doğru cevap şu:
İç sıkıntısı gelince ne yapmalı sorusunun tek bir cevabı yok. Ama birkaç katmanı var. Bazen bedenle ilgilenmek gerekir, bazen düşünceyi düzenlemek, bazen sadece bir insanla konuşmak, bazen de hiçbir şey yapmadan durmak.
İçimdeki mühendis artık daha sakin:
“Her şey çözülecek bir problem değilmiş.”
İçimdeki insan ise daha net:
“Ve bu kötü bir şey değil.”